| ||||||||||||||||||||||||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLAR |
ESPİYE ŞANTİYESİ-UĞUR BEY TUTUKLUSUNUZ!09 Mart 2010, 09:32 (HAŞİM USTA) Jeofizikçi’nin bir ekibi vardır. Jeolog’un bir numune taşıyıcı kılavuzu vardır. Başka Jeofizikçileri bilmem ama, ekibi kablolarla elektrodlarla, ağır elektronik ekipmanlarla uğraşırken, Uğur Kaynak da mutlaka etüd sahasında kısa da olsa bir jeolojik gözlem yapmaktadır. Bu gözlemi yapmayı ihmal ettiğinde, hep pişman olmuştur. Çoğu kez, birkaç gün sonra, o kafasına takılan yerlere ikinci kez gidip bakmak zorunda kalmıştır. İşte bu ekip dışı çalışmalar sırasında, birkaç kez Jeofizik ekibine değil de, orman ekibinin elemanlarına rastlamıştır. Efendim orman ekibinden muhataplarımız Domuz, Çakal, Kurt, Ayı. Diğer ufaklıkları hayvandan saymıyorum. O zaman da onların anladığı dilden bir araçla konuşmanız gerekiyor. Yarı otomatik bir hafif silah. Çünkü, bir domuz saldırısından, yüksek bir yere çıkarak kurtulan Trakyalı bir jeolog arkadaşımızın ayak bilekleri, domuz’un diş darbeleri ile yaralanırken, kendisi de avcı bıçağını domuza defalarca sapladığı halde, domuz hiç oralı olmamıştı. Ancak bıçağı domuzun yüzüne çalışmaya başlayınca, eralde ayvan issetti ve de terk etti be yav. Karadeniz bölgesindeki ilk çalışma saham, Giresun-Espiye Şantiyesidir. Oraya gider gitmez, Jeolog İrfan Açıkalın’la benim ilk işimiz, birer tabanca ısmarlamak oldu. Ben ekibimden, bana iyi ve ucuz bir silah getirmelerini istedim. Benim Beretta bir hafta sonra geldi. İrfan ise, ünü yurt dışına taşmış olan Haşim Usta’ya, rica minnet bir 7.65 Tırtıl (Belçika Browning) ısmarladı. Benimkinin üç katı parayı da peşin ödedi. Bir ay geçince ben İrfanla, -Artık senin Tırtıl’ı gelecek sene alırsın, diyerek dalga geçmeye başladım. Bir gün dağdan indiğimde, İrfan’ın Karot Determinasyon atelyesine gittim. Hemen işi bıraktı. -Gel benimle dedi. Garajdan çıktık. Misafirhaneye doğru gidiyoruz. Heyecanla, -Benim Tırtıl geldi. dedi -Oooo. Nihayet. Görelim bakalım neymiş Haşim Usta, Haşim Usta dedikleri. Bavulundan çıkardı. Bana verdi. Ve sordu, -Nasıl? -… -Hooop usta! Nasıl diyorum sana? -…Bu…Buu. Ne bu Yaaaaa.!!! -Yaaa işte böyle dilin tutulur. Beklediğime değmiş mi? … -İrfan. Sökebilir miyim? -Tabi. Derken benim, silahı incelemem o kadar uzun sürdü ki İrfan sıkıldı ve bir gazete açıp okumaya başladı. Ben Tırtıl’ı tekrar topladım. Yumuşak (özel) mendili ile hohlayıp parlattım. Tam İrfan’a geri verecektim ki, -İrfan. -Efendim. -Aramızdaki mesafe ne kadar vardır sence? -Beş metre diyelim. Niye ki? -Gazeteyi oynatmadan tut bakiim. “İstanbul’da bir Vatman Tutuklandı. Tramvayının sefer levhasındaki iki harfi silindiği için Vatman tutuklandı. Levhada Kurtuluş- inönü yazıyordu. Yani “Eminönü”nün ilk iki harfi silinmişti…”
-O mesafeden küçük harfleri de mi okuyorsun? -Evet. Bu kadar güzel menevişli bir silahın Mekanizma Kapağından bakarak, beş metre mesafeden gazeteyi okuyabiliyorum. Vay anasını. Ayna olsa okuyamam bea. … O günlerde anlatılan olaya bakın. Haşim usta, T. C. Espiye Adliyesi’nin kapı karşısındaki atelyesinde çalışmaktadır. Belçika’dan yaz tatiline gelen bir Almancı(?) Haşim Ustaya, yarı otomatik bir onbeşli Colt gösterir. Makine, çift şarjörlüdür. Her şarjörde yedi mermi. Eder ondört. Bir de namluya sürerseniz eder onbeş mermi. Tam bir, Subay yakın muharebe silahı. -Haşim Usta. -Buyur. -Haşim Usta, bana bunun aynısından bir tane yapabilir misin? -Nedir o? -İşte bu Onbeşli Colt. -Yaparım ama sana pahalıya patlar. -Ne kadar olur? -3000 Törkiş Lira olur. -Tamam, ama onbeş günde vereceksin. -Tamam. -Aynısı olacak ha. -Tamam. -Kabzası da böyle olsun diye ben sana iki tane kabza kapağı getirdim. -Bırak oraya. -Tabancayı da bırakıyorum. -Tabancayı bırakmana gerek yok. -Olur mu usta? Aynısını yaparım dedin. … -Adamın kafasını bozma. Ver şunu bana. Bak söküyorum senin Onbeşli Colt’u. Tetiğin yayının dibine el feneri ile bak. Gördün mü? Ne yazıyor orda? -Anaaa! HAŞİM ÖZER YAZIYOR!!! Bunu av silahları mağazası bana özel olarak getirtti. Vay namussuzlar! -Sana aynısını yapmayacağım. Bazı kusurlar görmüştüm orijinal silahta. Bu sefer daha güzelini yapacağım. Fabrikasına götürürsün. Baksınlar da düzeltsinler. … Bir gün, Espiye eczanesinde, Eczacı arkadaşla laflarken, aklıma geldi de kapının önündeki arabanın kısa rotlarını kontrol edeyim dedim. Çömelip kafamı ön çamurluğun arasına sokunca, Mont’umun belinden açıkta kalan Beretta’yı birisi “Hoop!” diyerek çekip aldı. Hızla ayağa fırladım. İlçenin Komiseri, elinde benim Beretta ile kaşlarını çatmış karşımda duruyordu. -Buyurun eczaneden içeri Mühendis Bey. Dedi. -Arka tarafa geçin lütfen. Eczacı Bey. Siz de şahit olarak içeri gelin. İsminiz nedir? -Uğur Kaynak. -Uğur Bey. Hem ruhsatsız silah bulunduruyorsunuz hem de ehliyetsiz araba kullanıyorsunuz. Yani kanunlar karşısında suçlusunuz. Bunu cezasını bu akşam Eczacı Beyle birlikte, bizi teşrif ederek ödeyeceksiniz. Yalnız gelirken ceza olarak bir kilo yağsız kıyma alacaksınız. Yeşillik ve baharat evde yeterince var. Hanım ve çocuklar İstanbul’dalar. Eczacı Bey, Halk Partisi İlçe başkanı, Hakim Bey ve Savcı Bey rakıları alacaklar. Silahınızı da kasabadayken teşhir etmeyin lütfen. Ucu bize dokunuyor. Alın. İyi saklayın. Zaten yeterince dedikodunuz yapılıyor. Tutuklanma emrinizi savcı bey verdi. Kaçışınız yok. Haberiniz olsun. -Komserim, İsm-i âliniz? -Tahsin Çelikiz. -Memnun oldum. Çiy köfte mi yiyeceğiz. -Evet Uğur Bey. Ama Birecik Usulü, 17 baharatlı Çiy köfte. -Ben gelirim ama, yiyebileceğimi sanmıyorum. Mide’m berbat. -Hah. Tam da yerine düştünüz. Garanti ederim ki mide sorununuz, çiy köftemi yedikten sonra kalmayacak. -Uğur bey. Ben Eczacıyım. Antiasit satmak istemez miyim. Fakat ben de garanti ediyorum ki mideniz düzelecektir. -Ya arkadaşlar. Her ihtimale karşı Giresun Devlet Hastanesi Genel Cerrahına haber versek mi? -Neyi haber versek mi? -Mide kanamalı bir hasta gelecek. Bekleyiniz diye… … Gerçekten de midem on onbeş gün için düzeldi. Fakat sonra rakı sofraları sıklaşınca yine antiasit almaya başladım. … Sonra o Beretta’ya ne oldu dersiniz? Onu da kısaca arzedeyim. Bir daha silah taşımamaya yemin ederek, ertesi sezona bile kalmadan sattım gitti: O kış beni acil bir istihsal probleminin çözümü için Küre Bakır İşletmelerine gönderdiler. Orada işletmenin içerisinde, karda kışta çalışırken, kabloları astığımız direklerden biri devrildi. Ekip elemanları uzaklardalar. Elli metre yakındaki, kamyon trafiğini idare eden çavuş’u, yardım etmesi için çağırdım. Hem yardıma gelmedi, hem de küfür etti. Bunun üzerine gözü dönen ben, o elli metreyi beş saniyede alarak, o dev gibi çavuşu pataklamaya başladım. Hem, -Sen buradan ekmek yemiyor musun? Senin işletmenin cevheri için çalışıyoruz köpek! Diye bağırıyor, hem de tekme, yumruk adamın façasını bozuyordum. Adam o kadar iri yarı olduğu halde, bana karşılık vermiyor, fakat ikide bir göğüs cebinden silahının yarısını gösterip, -Bey vurma. Yakarım seni. Sana da bana da yazık olur. diyip duruyordu. Derken benim şoförüm arabadan inip koştu. Uzaktan teknisyenim koşmaya başladı. Kamyon şoförleri de arabalarından inmeye başlayınca, ben olay büyümesin diye pataklamayı kesip, -Allah belanı versin, diyerek aletin başına geri döndüm. Derken kablo serimi bitince, işletmeden bana verilen, isimlerini bile bilmediğim işçiler gelip, aletlerin etrafına oturup, ölçüyü seyretmeye başladılar. Kamyon şoförleri gelirken birilerine anlatmış. Olay duyulunca, -Şef, o pislik herif sana silah mı gösterdi? diyerek birisi sordu. -Evet. Yalnız bizim orda silah ya hiç gösterilmez. Ya da gösterilince gereği yapılır. Dedim. (Breh Breh! Sanki bizim orası Teksas!) … -Ulan bi dakka. Benim de silahım var! Ve silah’a alışkın değilim ya. Benim de silahım olduğu hiç aklıma gelmedi. Ya ben de, -Silah öyle çekilmez. Böyle çekilir deyip, çekip herifi vursaydım??? -… -… -Arkadaşlar anlaşıldı. Ben silah taşıyacak adam değilmişim. (İğrenç bir şey tutar gibi iki parmağımla silahı tutarak), Şu andan itibaren silahtan nefret ediyor ve satıyorum. Var mı alan? Der demez, neredeyse hepsi birden üzerime atılıp, silahı kapmaya çalışırken, -Şef bana sat. Şef bana sat… Neyse ki arkadaş canlısı imişler. İçlerinden sadece bir kişinin silahı yokmuş. Hep beraber silahı onun almasına kara verdiler. Ve hemen aldığım fiyatın iki katı, trink olarak ödendi. Olayı uzaktan seyreden Çavuş’a, parmağımla, satılan Beretta’yı göstererek, atlattığı tehlikeyi işaret ettim. Hemen görmezlikten gelip arkasını döndü. Akşam misfirhanede, İşletme müdürü dahil, neredeyse bütün işletme teknik personeli, bana özel bir ilgi gösterdiler. Bunun nedeni ise hemen anlaşıldı. Meğerse benim patakladığım herif, oranın sendika başkanı olup, boş vakitlerinde İşletme Müdürü veya Mühendis dövmekle ün salmış mış!!! Bu haber 282 defa okunmuştur.
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||||||||||||||||||||||||